Jonathan Wheatley: Audi F1 Takım Patronluğuna Uzanan Yolculuk
Audi Formula 1 takımının 2026 sezonunda gridde yerini alacak ilk takım patronu olarak seçilen Jonathan Wheatley, Motorsport Week’e verdiği özel röportajda, kariyerini şekillendiren unsurları ve otomobil tutkusunun bugünkü liderlik rolüne nasıl etki ettiğini anlattı.
Formula 1’in modern döneminin çok yönlü isimlerinden biri olarak gösterilen Wheatley, Benetton’da mekanikerlikten Red Bull’da sportif direktörlüğe, ardından Sauber takımının başına geçişine uzanan etkileyici kariyer yolculuğunda, motor sporlarındaki geniş tecrübesinin Audi F1 takım patronluğu için nasıl bir hazırlık niteliğinde olduğunu detaylarıyla paylaştı.
Wheatley’nin pistte elde ettiği başarıların ötesinde, kişisel olarak da otomobillere ve özellikle klasik araçlara olan tutkusu, bugünkü liderlik tarzının şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Klasik otomobil restorasyonuna olan ilgisi, hem Audi’deki takım patronluğu yaklaşımını hem de Alman markasındaki gelecekteki vizyonunu ortaya koyuyor.
Wheatley, motor sporlarına olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını belirterek, “Ben bir otomobil tutkunuyum. Yarışlarla büyüdüm; çocukken, annemin kucağında Britanya Grand Prix’sindeydim,” ifadelerini kullandı. “Babam çocukluğum boyunca yarıştı ve hayatımın tamamı pistlerde geçti. O dönemde izleyebildiğim her motor sporunu takip ettim.”
Audi’nin klasik modellerine olan ilgisi de Wheatley’nin kalbini küçük yaşlarda fethetmiş: “Motor sporlarıyla ilgili okuyabildiğim her şeyi okudum. Özellikle Audi’nin Grup B dönemine hayrandım. Ormanda Quattro’ları izlemek, Trans Am için ürettikleri o güçlü araçları takip etmek… Egzozundan alev çıkan otomobilleri görmek, bir çocuğun motor sporlarına ilgi duyması için yeterliydi. Kariyerimi ilerletme fırsatları arasında, Audi’ye karşı bir çekim hissettim.”
Karting ve Klasik Otomobillerle Yarış Tutkusunun Doğuşu
Wheatley’nin otomobillere ve yarışlara olan derin bağlılığı, çocukluğunda babasıyla geçirdiği zamanlara dayanıyor: “Çocukken babam yarışıyordu ve ben de motor sporlarının içinde büyüdüm. Bu dünyada her şey liyakate dayanır; kendi ayaklarınız üzerinde durmak zorundasınız. Sekiz-dokuz yaşımda babamın aracında lastik basınçlarını kontrol ediyordum, mekanik konulara hep meraklıydım. Model uçaklar, model arabalar yapar, süspansiyonun nasıl çalıştığını anlamaya çalışırdım.”
Wheatley, karting kariyerinin de kendi emeğiyle şekillendiğini belirtti: “100 cc kartlarla yarışmaya başladım. Kimse benim ve kardeşlerimin kartlarını hazırlamayacaktı, bu yüzden her şeyi kendim yaptım. Ellerimle çalışmak, bir şeyleri onarmak ve geliştirmek bana büyük bir heyecan veriyor.”
Klasik otomobillere olan ilgisi ise babasından miras: “Babamın da klasik otomobillere tutkusu vardı. Şu anda 80’lerinin sonlarında, bu yüzden bu araçları kullanmak kolay olmuyor. Ben ise tasarım klasikleriyle ilgileniyorum. Doğduğum ay ve yılda üretilmiş bir Porsche 911’im var ve üzerinde kendim çalışıyorum. Ayrıca orijinal, çok düşük kilometreli bir Audi Quattro aldım. Kış lastiklerini yeni taktım, çünkü araçlarımı garajda bekletmem, kullanırım. Kışın işe onunla gideceğim, ilk karı sabırsızlıkla bekliyorum.”
Klasik otomobil restorasyonunda en çok keyif aldığı şeyin, sürüş deneyimiyle modern teknolojiyi birleştirmek olduğunu vurgulayan Wheatley, “Yoğun bir işiniz varsa, sizi tamamen içine çeken ve kafanızı boşaltan bir uğraş gerekir. Klasik otomobillerde her vites değişiminde hata yaparsanız cezalandırılırsınız, sürüşün her detayını özenle yapmak gerekir. Modern bir Audi RS6 kullanıyorum, performansı olağanüstü ama sürüşü çok kolay. Eski araçlara ise biraz modern dokunuşlar ekleyip sürüş deneyimini iyileştirmekten keyif alıyorum. Örneğin, emniyet kemeri eklemek gibi. Otomobillere olan tutkum her zaman devam edecek,” dedi.
Mütevazı Bir Mekanikerden Audi F1 Takım Patronluğuna
Wheatley, Formula 1 kariyerine 1991 yılında Benetton’da mekaniker olarak başladı. Enstone merkezli takımda edindiği tecrübelerin, bugün Sauber’de uyguladığı güçlü takım felsefesinin temelini oluşturduğunu belirtti: “1991’de bu spora katıldığımda, tüm Formula 1 takımı yaklaşık 100 kişiydi. Seyahat eden ekip ise sadece 22 kişiden oluşuyordu. Bugün bir pit stopta çalışan kişi sayısı kadar. O dönem çok farklıydı.”
“Daha izole bir şekilde çalışıyorduk ama Benetton’da takım felsefesine gerçekten inanıyorduk. Bir grubun gücünü, bireyden daha üstün olduğunu orada öğrendim. Garajın diğer tarafındaki araçla rekabet halinde olmak hoşuma gitmese de, bu da insanı şekillendiren bir unsur.”
Wheatley’nin takım patronu olarak benimsediği güçlü ekip çalışması yaklaşımı, modern Formula 1’de sıkça görülen, pilotların takım arkadaşlarını şampiyona sıralamasında geçmeye odaklandığı rekabetçi anlayıştan belirgin şekilde ayrılıyor.
“Kariyerim boyunca hiçbir zaman aşırı şekilde kariyer odaklı olmadım. Hangi takımla çalışırsam çalışayım, işimi severek yaptım ve önüme fırsatlar çıktı. Bugün Audi Formula 1 projesinin takım patronu olarak burada oturuyorum; bu, cümle içinde söyleyebileceğim en heyecan verici şeylerden biri,” dedi.
Kariyerinin başlarında Flavio Briatore gibi efsanevi isimlerle çalışmasına rağmen, Wheatley hiçbir zaman onların yolundan gitmeyi düşünmediğini belirtti. Bunun yerine, takım çalışmasına odaklanan bir yol izleyerek Benetton’da baş mekanikerliğe, ardından Red Bull’da sportif direktörlüğe yükseldi.
F1 kariyerinin başında takım patronu olmayı hedeflemediğini açıkça ifade eden Wheatley, “Eğer öyle olsaydı, bu dünyanın en başarısız kariyeri olurdu, çünkü buraya gelmem 34 yılımı aldı. O dönemde takım patronları Ron Dennis, Flavio Briatore, Luca di Montezemolo gibi isimlerdi. Bir an için bile takım patronu olabileceğimi düşünmek imkânsızdı. Ben genel olarak takım ortamında çalışmaktan mutluydum,” dedi.
Wheatley, Formula 1’de kendi yolunu çizerek, her adımda keyif alarak ilerlediğini ve doğru zamanda gelen önemli bir telefonun kariyerinde dönüm noktası olduğunu ifade etti.
Daha fazla bilgi için: Audi’den 2026 F1 projesinde kritik gelişme güncellemesi
Kaynak: Motorsport Week // https://www.motorsportweek.com/2026/01/07/exclusive-jonathan-wheatley-the-car-guy-who-revels-in-his-rise-to-f1-team-boss/

