Formula 1 dünyasında, 2009 dünya şampiyonu Jenson Button kadar pist koşullarını hissetme yeteneği ve ultra akıcı sürüş tarzıyla ün yapmış bir başka pilot bulmak neredeyse imkânsız. Ancak Button hakkındaki bu algı, onun dışarıdan pürüzsüz görünen sürüşünün ardında oldukça ilginç teknikler barındırdığını göz ardı edebiliyor.
McLaren’da Button’ın performans mühendisi olarak başladığı görevini daha sonra yarış mühendisliğine taşıyan Tom Stallard, Button’ın sürüşünü şöyle açıklıyor: “Herkes Jenson’ın dünyanın en akıcı pilotu olduğunu söylerdi, çünkü kimse ayaklarının neler yaptığını göremiyordu. O bir ördek gibi sürüyordu; suyun üzerinde sakin, ama suyun altında ayakları aracı dengede tutmak için her türlü hareketi yapıyordu. Bu sayede elleriyle akıcı kalabiliyordu.”
Edd Straw ve Mark Hughes, Driving Style Secrets adlı özel podcast serisinin son bölümünde Button’ın sürüşünü detaylı biçimde inceliyor. Bu podcast, F1’in en büyük isimlerinin sürüş tekniklerine derinlemesine odaklanıyor. Bölümün tamamı The Race Members’ Club’da dinlenebilirken, Max Verstappen, Lewis Hamilton, Michael Schumacher ve Ayrton Senna gibi isimlerin yer aldığı önceki bölümlere de buradan ulaşmak mümkün.
Değişken Koşulların Ustası
Button’ın ünü kimi zaman basite indirgenmiş olsa da, kendine has tarzı tartışılmaz bir gerçekti. Bu tarz, ona zirveleri yaşama imkânı verirken, zaman zaman araç ayarlarında zorlanmasına da neden oluyordu.
Kuru zeminde görsel olarak etkileyici performanslar sergileyen Button’ı asıl öne çıkaran ise değişen koşulları sezgisel olarak okuma becerisiydi.
Hughes, “O, aracı ve özellikle ön tarafı hissetme konusunda eşsizdi. Pist yüzeyine son derece hassastı ve yüzeyi herkesten daha iyi okuyabiliyordu,” diyor. “Gözleriyle gelen bilgiyi, birazdan hissedeceğiyle birleştirebiliyordu ve koşullar değişkense, ona yaklaşabilen yoktu. Islak zeminde de iyiydi ama tamamen ıslak bir pistte, yani her yerin ıslak olduğu bir durumda, sadece rekabetçiydi; olağanüstü değildi. Ama değişken koşullarda, bir virajdan diğerine ya da bir turdan diğerine tutuşun ne olacağını bilmediğinizde, inanılmazdı.”
Bölümün tamamını buradan dinleyebilirsiniz!
Button’ın 15 galibiyetinin 7’sinin yağmur etkili yarışlarda gelmesi de şaşırtıcı değil. 2011 Kanada Grand Prix’si en çok bilinen zaferi olsa da, aynı yılki Macaristan veya bir önceki yıl Avustralya ve Çin’de kazandığı yarışlar, ön tarafa yükselirken gösterdiği his ve ustalık açısından daha yüksek seviyedeydi.
Bu yetenek, F1’deki ilk sezonundan itibaren kendini belli ediyordu. Hughes, “2000 Indianapolis, çaylak yılıydı, hafif yağmur vardı ve [Jarno] Trulli ile temas edip kanadını hasarladı. Şansa slick lastiklere geçti,” diyor. “Yaptığı tur zamanları, pit yolunun üçte birini içeri girmeye ikna etti ve hepsi, ‘Bu lastiklerle zaman yapamıyoruz, pist slick için hazır değil’ dedi. Ama Button, sanki pist uygummuş gibi görünmesini sağlıyordu.”
Gerçekte Ne Yapıyordu?

Button, sürüş tarzı bakımından diğer üst düzey pilotlardan daha farklı bir profil çiziyordu.
Aracı “ustaca yönlendiren” Button, virajlara U şeklinde, yani klasik ve akıcı bir tarzla, biraz daha erken dönüş yapıp yumuşak direksiyon hareketleriyle yaklaşıyordu. Hughes, “Onu Monaco’da bir Brawn ile izlemek adeta şiir gibiydi,” diyor.
Ancak bu dışarıdan görülen sonuçken, monokokun içinde bambaşka bir hareketlilik vardı. “Her şey ön tarafı hissetmek, yüksek momentum ve o akıcılıkla büyük bir ivmeyi korumak üzerineydi. Direksiyonda çok az hareket yapardı. Gaz pedalında ise uzun pedal mesafesi kullanırdı; böylece arka lastiklerin yüzeyde ne yaptığını daha hassas şekilde hissedip gaz tepkisini ona göre ayarlayabiliyordu.”
Straw, Stallard’ın tanımını şöyle açıyor: “Gaz ve frenle aracın platformunu kontrol etmekten, farklı şekillerde yük bindirmekten bahsederiz. Üç boyutlu olarak hareket eden bir şey ve gerçekten, bu şekilde kendinize daha fazla tutuş sağlayabilir ve o tutuşa göre sürebilirsiniz. O aslında aracı ustaca yönlendiriyordu. Bazen bu küçümsenir çünkü herkes bunun sadece viraj yaklaşımı ve girişinde olduğunu düşünür. Ama o momentumu ve minimum hızını, virajdaki dönüşü ve maksimum tutuşu, ayaklarının yaptığı o görünmeyen hareketlerle sağlıyordu.”
Hughes, “Aracın dört köşesindeki ağırlığı çok iyi hareket ettiriyordu; ağırlığı bir taraftan diğerine, bir uçtan diğerine ne zaman aktarması gerektiğini hissedebiliyordu ve tüm o zarif ayak hareketleriyle bunu yapıyordu,” diyor.
Sınırları
Button, değişken koşullarda çok başarılı olmasına rağmen, her koşula uygun bir pilot değildi.
Araca aşırı hassasiyet gösterme eğilimi vardı; diğer pilotların neredeyse fark etmeyeceği şeylerden etkilenebiliyor, ön lastik sıcaklıkları ise en çok zorlandığı konulardan biriydi.
Bu sorunlar özellikle “sıralama turlarında” ve sıklıkla Silverstone’da kendini gösteriyordu. Button, evindeki yarışta hiç podyuma çıkamadı ve bu bir tesadüf değildi; pist, onun hassasiyetini zorlayacak unsurlar barındırıyordu. Straw, “Rubens Barrichello ile kıyaslama yaparken, ki o da sürüş tarzı açısından uç bir pilot değildi, Button şöyle diyordu: ‘Onun telemetrisine bakarsanız, araç arka tarafta dengesiz olduğunda, bolca direksiyon açısı uygulayarak önden kaymayı artırıp gelecek arkadan kaymayı kontrol altına alabiliyor. Ben bunu yapmaya çalıştığımda aracın referansını tamamen kaybediyorum, rotasyonumu koruyamıyorum.’ Yani bu tarzın sınırları vardı ve özellikle viraj girişinde araç huzursuzsa, Button zorlanıyordu,” diyor.
Button, bu konuda hiçbir zaman ustalaşamasa da, kariyerinin başından itibaren üzerinde çalıştı. Özellikle 2001 sezonu, sadece bir kez puan aldığı, zor bir Benetton ile geçirdiği yıl, ona önemli bir gerçeklik kontrolü sundu.
Straw, “Kendi ifadesiyle, iyi çalışmayan ya da iyi dengesi olmayan bir araçta başarılı olamıyordu. 2000 Williams ile başladı, o araç oldukça dengeliydi ve özellikle gerçek pilotların ön plana çıktığı Spa, Suzuka’daki Esses gibi pistlerde olağanüstü performanslar sergiledi. Sonra 2001’de Benetton’a geçti; arka tutuşu zayıftı, dengesizdi, motor titreşimleri vardı ve Giancarlo Fisichella tarafından adeta mağlup edildi. Sadece sonuçlar açısından değil, performans açısından da zorlandı. Williams’tan sonra ayarlarla uğraşmayı da tam öğrenmemişti. Kariyerinin en kötü yılıydı; hem genel sonuçlar hem de araçtaki performansı açısından. Fisichella fırsat buldukça parlıyordu ama Button o yıl, ‘Teknik tarafta gerçekten iyi olmam gerekiyor’ gerçeğiyle yüzleşti. Özellikle aerodinamik dengenin ve yüklemenin karmaşıklığı konusunda, akıllı ayar çalışmalarını burada geliştirdi,” diyor.
Driving Style Secrets serisinin tüm bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz!
Hughes, bu süreci Button’ın “kendini yerden kaldırması” olarak tanımlıyor. “Başta ne kadar zayıf olduğunu görünce şok oldu; sadece aracın kötülüğü değil, Fisichella’nın aracın potansiyelini kullanabildiğini görünce kendisinin de ne kadar yetersiz olduğunu fark etti. O noktada, şimdiye kadar uyguladığından çok daha fazla çaba harcaması gerektiğini anladı. Bu süreçte, Flavio Briatore dahil birçok kişinin Button hakkındaki algısını değiştirmek için artık çok geçti. Ancak Renault’da Trulli’nin yanında ikinci sezonunda büyük ilerleme kaydetti. Belki genel olarak Trulli’nin biraz gerisinde kaldı ama artık tamamen rekabetçiydi ve zaman zaman ondan daha hızlıydı. Çaylak sezonundaki Williams performansına yeniden yaklaşmaya başlamıştı. Ancak ilk birkaç sezonda büyük bir bilgi eksikliği yaşadı.”
Şampiyonluk Sonrası Button
Button, bu zorlu süreçte kendini geliştirerek güçlü bir teknik pilota dönüştü ve 2009’da dünya şampiyonluğuna ulaştı.
Ancak sınırlarını kabulleniyor, hatta bunları avantaja çevirmeye çalışıyordu. Straw ve Hughes’a göre bu öz farkındalık, Button’ın en büyük güçlerinden biriydi. Straw, “McLaren’daki ilk yıllarında onunla röportaj yapmıştım. Dünya şampiyonu olduğunu, bunun güzel olduğunu ama bir şampiyonluk daha kazanmanın çok da umurunda olmadığını açıkça söylüyordu. Onun için önemli olan, her şeyin doğru olduğu hafta sonlarını maksimuma çıkarmaktı. Bu, onun için neredeyse bir mükemmellik arayışına dönüştü; her şeyin ortalamasının en iyisi olmak değil, zirve performans arayışı. Bu da onu ilginç kılıyordu, çünkü ne zaman ne yapacağını asla bilemezdiniz: Bir hafta pole pozisyonunda ve baskındı, ertesi hafta dış etken olmadan 16. sırada kalabiliyordu,” diyor.
Bu yaklaşım çoğu zaman kendini gösteriyordu. Hughes, “Bir hafta sonu yine zorlanıyordu. McLaren’da sıralama sonrası yapılan basın toplantısında, iyi bir ayar bulamamıştı ve arka tarafı huzursuzdu. Ona bu konuda sorular soruyordum ve herkesin ses kaydedicisi önündeydi. Konuşurken bir anda kaydedicilerden birinin ‘play’ modunda olduğunu fark etti, o da benimkiydi. ‘Bu play’de’ dedi ve ardından gülerek, ‘Teknik kabiliyetimi soruyorsun ama sen bile bir ses kaydediciyi çalıştıramıyorsun’ diye espri yaptı. Zorlandığı zamanlarda bile keyifli bir insandı,” ifadelerini kullanıyor.
Serinin tamamından neler bekleyebileceğinizi merak ediyorsanız; Driving Style Kaynak: The Race // https://www.the-race.com/formula-1/the-hidden-technique-behind-buttons-extraordinary-feel-for-conditions/

